Dünya için Ağlamak

Akşam az dışarı çıkıp bahar havasının eşliğinde yolda yürümek iyi gelecekti.
Akşam yemeğinden sonra, çıktık neşeli neşeli sohbet ediyorduk kardeşim kız arkadaşından söz ediyor bende ona eşlik ediyordum.
Cadde de birinin bize baktığını ve bize doğru geldiğini gördük, gözyaşlarına boğulmuştu.
Biraz daha yaklaşınca tanıdım eskiden bizim sokakta oturan kız arkadaşımız Esra hüngür hüngür ağlıyordu.
-Ne oldu Esra; neye ağlıyorsun, sorularına ağlamaktan cevap veremiyordu.
Telaşımız dahada artmıştı, geçenlerde Annesi rahatsızlanmıştı ona mı bir şey olmuştu, yada Babası namı birşey oldu.
Bir kaç saniyelik süre içinde yüzlerce olumsuz kötü ihtimalleri düşündük.

Kardeşimin ona kızması ile,
-Ne oluyor neye ağlıyorsun anlat bi hele, demesi ile yutkunup cevap verdi.
*Kuaför; dedi hıçkırıklarla.
-Ne oldu kuaföre anlatsana şunu doğru dürüst.
– Ya dedi baksana saçlarımı ne hale koydu kakül keser misiniz dedim kısacık kesti.
Cümlesini bile gözyaşı ve ağlamaklı sesinden zor bir şekilde anlamıştım.
Ben ne yapacağım halime baksanıza, saçlarını tutup feryat figan ağlıyordu.

Meğer saçlarını perçem kestireckmiş kuaför kısa kesmiş, bunun için hüngür hüngür ağlıyormuş.
Saçlarının kesildiğinin bile anlaşılmadığını, hem köklerinin onda olduğunu en geç iki haftada uzayacağını, böyle önemsiz şey için ağlamaya demeyeceğini söyledim.
Bir kaç teselli verici cümle desem de hala ağlayınca kendi içime yöneldim, ne saçma şey için ağlıyordu.
Kızı kınamak istemiyordum, ama kızmıştım da saçma sapan şey için ağlamasına.

Peki ya ben, Ben kaç defa Allah için işlediğim günahlar için pişmanlık nedamet duygusundan değilde, dünya ve buna benzer şeyler için böylesi ağlamıştım acaba.
Bir helezyonun içinde zaman tünelinin içinde dönüyor gibiydim.  Yıllar önceydi. Hafta sonu tatili nedeniyle okuldan eve gelmiştim.

Okulda yaşadığım sıkıntılar artık beni daha çok sıkıyor olmuştu. Okulda başarımın takdir edilmemesi göz ardı edilmesi, yalaka insanların bir adım önde olmaları,  hep kendimi ispat etme çabamın içinde debelenmek beni çok üzmüştü.

Babam bir kaç saat sonra bendeki durgunluğu fark etmişti. Her seferkinden farksız daha neşesiz daha az gülüyordum. Balık aldırmıştı babam, çok sevdiğimi bildiğinden.

Annem balığı yapmaya mutfağa gidince, Babam sesledi gel buraya dedi.  Sigarasından derin nefes aldıktan sonra.
-Senin neyin var? dedi
-Hiç Baba dedim canım sıkkın,
Anlat diye ısrar edince yok falan desem de az üzerime düşmesinde ağlamaya başladım.
Yaşadığım sıkıntıları anlattım,

Çok az konuşan biriydi adeta kelimeler ağzından çıkmak için sıra beklerdi. Bir kaç teselli için kurduğu kelime bana adeta kitap dolusu sözler gibi şefkatle sarılıyordu.

Telefonu istedi, alıp geldim. Hemen Müdür aradı yerinde olmadığını söylediler. Evini aradı, evde de değildi. Telefona çıkan kızına,

-Kızım Babana falanca aradı dersin, gelince hemen beni arasın dedi.
Sonra bana yöneldi ağlama kızım dedi. Bak dedi dünya sıkıntısı hiç bitmez. Sakın unutma Dünya malı ve başarısı için hiç ağlama.
Zamanı gelince istediğin her şeye sahip olacaksın.

Hele ki sakın dünya malı için ağlama..
Canım Babacığım, Seni kaybedeli uzun yıllar oldu, bana son nasihatin o olmuştu. Evet Babacığım her şeyim oldu, Dünya nimetlerinin hepsine kavuştum.
İstediğim her şeye sahip oldum. Sen yoktun Baba ve anladım ki tıpkı dediğin gibi Dünya malı için veya sıkıntıları için ağlanmazmış.

Dünya için Ağlamak” üzerine 2 yorum

  1. Dünya sıkıntısı veya başarısı, takdir, beğenilme, makam ve mevki adını siz koyun artık cahiliye dönemimizde ağladığımız yıllar..
    Seni biraz gülümsetelim Halid kendi yazıma bak yine yorum yazdım. )))

  2. EhiL kendim ettim kendim buldum der gibi oldu yazına yorum yapman 🙂 gayet de başarılı bir durum…
    yazını okudum bakış açımı da değiştirmedi değil… eskilere gidiverdim.. sınavlarımız olurdu derdim en büyük sıkıntı bu derdim..bir atlatsam bir geçsem sınavı okul yıllarımda sanki kocaman bir kaya ve başaramadığım bir güçle kalkacak gibi gelirdi..yaşımız ilerledikçe belkide inancımız olgunlaştı diyelim, spesifik olarak dünya meşeggaliyeti kocaman bir havuz ve her geçen anda biz o havuzda birer kulaç atarak hayatın sınav olduğunu idrak edip yaşıyoruz… Ah o saçlar yok mu okurken tebessüm etmedim değil olanı var olmayanı var 🙂 yok o değilde kökü oldukdan sonra uzayabiliyo 🙂 ya biz ne yapalım :))
    (bu arada kendimle barışık biriyimdir 🙂 …

    Ben her zaman dile getiririm, ailelerin evladlarına bırakacağı en güzel hazine güzel ahlak iman ışığı ve orada yeşeren hayırlı birer birey olarak büğütmelerine vesile olan anne ve babalarımızın olmasıdır… malda mülkte gelip geçici en güzel hazine , salih amel işleyen hayırlı evladlar bırakabilmek inşaAllah cc

    Rahman babanı ve tüm ölmüşlerimizi makam-ı mahmud a komşu olmakla onure etsin inşaAllah cc

    Selamlar….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir