Arapça, Farsça Dili Edebiyattı Üzerine Sohbet

Soru ?  Arapça Dili Edebiyatta çok Küvetli en eski dil o biliyoruz acaba ne derece  doğru?

Palabaras Cevap;  Arapça’dan ziyade Farsça daha zengin, Tabi ki bu da göreceli, her iki dile vakıf insanlar daha iyi bilir. Ama bir şiiri Farsça dinlemekle,  Şadırvan ve Çeşme kadar fark var.

Soru ?  Farsca Cok Eski Eser Var Galiba Hz Mevlananın Mesnevi eseri gibi ?

Palabaras  Cevap; Ama şu var Hafız-ı Şirazi’nin Divan’ı var Gramer, kelime ve poetika olarak,

Farsça edebiyata daha yakın olsa da Arap Edebiyatı daha üstündür.

 

Fars şiiri lirizm üzerine kuruludur Sohrabı Sepehri’nin şiirleri buna en büyük örnektir.  Arap şiiri ise daha toplumsaldır. Hani Fars şiiri gibi suya sabuna dokunmaz değil. Direk sosyal yaraya parmak basandır. Mahmud Derviş, Nizar Kabbani Vb şairlerde bunu görebiliriz. Bizde bu iki mefhumu sentezleyen, yegane adam Sezai Karakoç’tur. Cahit Zarifoğlu üsluba çok ağırlık vermiştir. Necip Fazıl tekniğe dayamıştır sırtını, Edebiyat  çok Geniş Bir Dal, O yüzden çok severim  İsmet Özel mesela,O kadar büyük şairdir ki, Şiir kendisine yetmez..

Başka bir mecra gerek. O derecemi ? diye sorarsanız ?

Evet o derece, derim..

Ama ismet özel Bir Yusuf Masalı’na kadardır..

Sonra dalga geçmiştir Kelimeyle, şiirle Şiirin artık bize verebileceği bir şey yok diyerek.

Doğu ile Batı arasında sıkışmış Kabe’nin karşısındaki küçük bir evin avlusunda, Franz Kafka okuyor gibidir. Bu cerbeze maalesef son dönem edebiyat adamlarında hayli var.

Yeni bir kelime bulmak Yeni bir cümle kalıbı sunmak dert sadece çığır açmak gerek.

Ama yeryüzünde açılacak bir çığır kalmadı.  Açılan çığırlar genişletilebilir sadece.

Kimilerinin  tarzı, az Ömer Hayyam, Yunus emre, Necipfazıl kısakurek, Abdurahim Karakoç.

Yazdıklarından Ömer Hayyam ve Yunus Emre azığımdır. Küçümsemek anlamında söylemiyorum.  Diğerleri yol üstünde zaruri lezzet durağı.

Friedrich Von Nietszche büyük filozof, aşk manyağı deccal’ı Hangi kitabıydı unuttum

Ecce Homo olabilir Şöyle bir şey diyordu ?

Bütün ızdırabım seni hissedememekten.

Sen bana kendini göstermediğin için, benim suçumdan sen suçlusun Böyle der Allah’a..

Mevlana Celaleddin Rumi

Divan-ı Kebir’e şöyle başlar,

Keşke uyuya bilseydim de, rüyada yüzünü görebilseydim.

Güneş iki ayrı tepeden ki aynı hüzmeyi doğurmuş. Hikmetin vatanı toprak değil kalptir.

Ömer Hayyam Hani o en büyük ayık sarhoş nasıl bağırdı ?

Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin,

Tekkede manastırda eremezsin.

Bir kez gerçekten sevdin mi ? bu dünyada Cennetin cehennemin üstündesin..

..

Senin hatırınla beni her akşam,
Dünyanın kirinden yuyar yüreğim.
Mehtaba çiçeğe ve bulutlara,

Cennet hayalini oyar yüreğim.
Kanadısın zaman nehirlerimin.
Günleri seninle sayar yüreğim.
Değil hayalinden akan sözleri.
Aklından geçeni duyar yüreğim..


”Bu da Yürek Gazeli”
Düş kazımın bulgularını
Umut sergisine koyar yüreğim
Bütün varlığımı billur sesine
Ve özel rengine boyar yüreğim
”Bir de Umut Gazeli var”
Bir zırha büründüm, bu çağa karşı.
Edep senin, sabır benim derimdir.!

Yazıyı bu Cümle ile noktalayalım şimdilik.

Hal-i pürmelalimiz vakta seyyaldir diyelim Ahmet Haşim misali

Not: Bu Sohbet Tasavvuf Odasından alınmıştır. Kanalın yetkililerinden Sayın; Palabras ve Katılımcı AYNA’ya we Kaju ya Teşekkürler.

Yazan: Palabras

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir