Bir Anlık Mesele

Hiç kırıldınız mı şöyle tam orta yerinizden? Dostunuzdan duyduğunuz acı bir sözden bahsetmiyorum ve ya gösterdiğiniz iyi niyetin suistimal edilmesini kastetmiyorum.

Nelere güldüğünüzü unutacağınız kadar kırıldınız mı ve ya hangi yemeği severek yediğinizi bilmeyecek kadar? Peki hiç sevdiğiniz elbisenin rengini hatırlamayacak kadar kırıldınız mı ya da en sevdiğiniz şiiri mırıldanamayacak kadar?

Kimdim ben acaba? Birileri gelip kalbimi kırmadan önce yani? Nasıl yürürdüm mesela? Kalp atışlarım bir ritm oluşturur muydu yürürken ve ya şarkı söyler miydim yokuş aşağı inerken? Parkta oynayan çocukları gördüğümde tebessüm eder miydim acaba ve ya dilenci çocuk Allah seni sevdiğine bağışlasın abi dediğinde amin der miydim? Uyanınca aklıma ilk ne gelirdi acaba? Elimi yüzümü yıkamadan önce ilk ne düşünürdüm? Kahvaltıda ne yerdim? İşe sevinçle gider miydim ki?

Ben kimdim ya sahiden? Yani birileri beni kırmadan önce? Ey benim kırılmadan önceki halim; kimdin sen? Tut beni lütfen, tut ki daha fazla kaybolmayayım kırılmışlıklarımla. Tut ki yok olmayayım kırıldığım anlarda.

 

Bazen… bir şeyi o kadar istersiniz ki, yaparken öyle anlamlar yüklersiniz ki, yaptığınız şey sizin için hayatın anlamı olur. Oysa karşınızdaki yaptığınızı “anlık bir mesele” olarak tanımlar… Kırılırsınız, belki de yıkılırsınız kırılmışlıklarınızda, sizin için yaşam da ölüm de anlık bir mesele oluverir. Ben de anlık bir meselede kırıldım kaldım galiba. Daha uzun yazmak lazımdı da… Anlatamıyorum, uzun mesele.

Bir Anlık Mesele” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir