“HAKK’IN DEFİNELERİ HARAP GÖNÜLLERDEDİR…”

 

“Hakk’ın defineleri harap gönüllerdedir ” kimdir bunlar ..?  yetimler, öksüzler , işsizler,  evsizler,  yalnızlar , yaşlılar , borçlular , her türlü dertten acı çekenler , hastalar , garipler , meczuplar …

insanların kalbini bilemeyiz bazen hüzne ram olmuş yüreklere tebessüm bile ağır gelirken, tebessüm ederken gördüklerini hep mutlular sanmayasın  … İnsanların zorlarla imtihanları onların kıymetsiz değil bilakis kıymetli olduklarını gösterir… tüm zorluklara rağmen Rablerinin yolunda sabırla yürüyenler ne kutlu kullardır ve biliyoruz ki hayatta en büyük rütbe Kulluktur . Taş Allah’a c.c izafe edilince adı Beytullah olup şeref kazandığı gibi kul da Allah’ın kulu olunca şeref kazanır.

Bir Dergah haline getirilen gönülün seyrine ne güzel örnektir aşağıdaki kıssa, Yaradılanlara Halık’ın şevkat nazarı ile bakmanın gönül manzarasını ne güzel de gösteriyor bakmasını bilene…

Bir gün Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri’nin dergâhının kapısına, üstü başı kusmuk içinde bir sarhoş gelip dayandı. Tekkenin hizmetkârları, sarhoşluğundan dolayı bu adamı hışımla karşılayıp;

“–Ne istiyorsun?” diye sordular.

Dili dolaşık vaziyette cevapladı:

“–Mevlânâ Hazretleri’ni göreceğim!”

Hizmetkârlar adamı içeriye sokmadıkları gibi;

“–Utanmıyor musun bu hâlinle bir de dergâh kapısına gelmişsin?!.” ve benzeri hakaretlerle başlarından savdılar.

Sarhoş, içeri alınmadığı kapının önünde yere yığıldı ve ağlamaya başladı.

Bir müddet sonra Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri’nin tekkeden çıkıp bir ziyarete gitmesi îcâb etti. Kapı önünde ağlayan o sarhoşu görünce, eğilip mübârek elleriyle onun başını okşadıktan sonra sordu:

“–Evlâdım, neyin var? Niye ağlıyorsun? Bu dergâh, insanları muzdarip etmek ve onlara ümitsizlik aşılamak için değil, bilâkis ferahlatmak ve ümit vermek için kurulmuştur. Derdini söyle ki dermân olayım…”

Sarhoş, nemli gözleriyle Hazret-i Mevlânâ’ya baktı ve;

“–Efendi Hazretleri! Ben sana kurban olayım! Huzûruna gelip sohbetini dinlemek istedim. Lâkin kapıdaki adamlar beni içeriye almadılar. Aksine, bir sürü hakaret ederek beni kovdular.” dedi.

Mevlânâ Hazretleri, etrafına toplanan müridleri üzerinde bir müddet heybetli nazarlarını gezdirdi. «Kim kovdu bu bîçâreyi?» suâline gerek kalmadan, bir mürid îzâha başladı:

“–Efendi Hazretleri! Sarhoş işte! Ne yaptığını bilmiyor! Şu hâliyle huzûr-i saâdetlerinize çıkmak istedi ve bunda da ısrar etti. Ben de kendisine; «Git evine. Böyle Efendimiz’in huzûruna çıkamazsın. Ayıldığın zaman gelirsin.» diyerek uzaklaştırmaya çalıştım fakat dinletemedim. Kapının dibine yığıldı kaldı. Bu çirkin hâl ile huzûrunuza çıkmasına nasıl müsaade edebilirdim?”

Mevlânâ Hazretleri sitem ve serzeniş dolu bir nazarla cevap verdi:

“–Evlâtlarım! Bu garibin bedeni sarhoş. Sizinse rûhunuz!..

Onun, şu sarhoş hâliyle tekkemizin yolunu nasıl olup da bulabildiğini takdir etmeyi de mi düşünemediniz? Tamirciye eşyanın bozuğu gittiği gibi doktora da hastalar gider. Siz bu dergâhın mânevî bir şifâhâne olduğunu unutmayınız. Alın bu garibi, tekkenin hamamında bir güzel yıkayın. Kirli esvaplarını atın, ona yeni giyecekler verin. Siz onun zâhirini temizleyin; bâtınını, yani rûhî temizliğini de Allâh’ın lutfuyla bizden bekleyin…”

 

Rivayete göre Musa aleyhisselam bir gün;

“−Yâ Rab! Sen’i nerede arayayım?” diye niyazda bulunmuştu.

Allah Teâlâ ona;

“−Ben’i kalbi kırıkların yanında ara!” buyurdu. (Ebû Nuaym, Hilye, II, 364)

 

Elbette bu kıymet için gönlünü tecellîgâh-ı ilâhî hâline getirmiş olmak gereklidir . Fakat insan,  kimsenin kalbini yarıp bakamayacağı için her insana karşı incinmeyen ve incitmeyen  güzel tavrı takınmalıdır.

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah anlatıyor; 

Allah Rasulünü Kabe’yi tavaf ederken gördüm. Şunları söylüyordu; 

”Ey Kabe! Sen ne güzelsin. Kokun ne hoştur. 

Sen ne yücesin. Sen ne kadar da saygıya layıksın. Muhammed’in hayatı elinde olan Allah’a yemin ederim ki; Allah katında mü’minin itibarı senin itibarından daha büyüktür,

Gönüller Sultanı  Hz. Mevlana derki ; (Divan-ı Kebir)

”Eğer senin gönlün varsa, gönül kabesini tavaf et. Topraktan yapılmış sandığın kabenin manası gönüldür. 

Cenab-ı Hak görünen ve bilinen suret kabesini tavaf etmeyi, kirliliklerden temizlenmiş gönül kabesi elde edesin diye sana farz kılmıştır. Şunu iyi bil ki; Sen Allah evi olan bir gönlü incitip kırarsan, yaya olarak bin defa kabeye gitsen de Allah bu ziyaretini kabul etmez. 

Sen varını yoğunu, malını mülkünü ver de, bir gönül al, al da, o gönül mezarda, o kapkara gecede sana ışık versin, nûr versin!

Allah’ın huzuruna altın dolu binlerce kese götürsen, Cenab-ı Hak; 

”Bize bir şey getirmek istiyorsan, kazanılmış bir gönül getir” diye buyurur. Çünkü altın ve gümüş bizim için hiç bir şey değildir! Eğer bizi, bizim rızamızı istiyorsan, bizim istediğimiz gönülden ibarettir. 

Senin değer vermediğin, bir saman çöpü saydığın yıkık gönül, arştan da üstündür, Küfi’den de, Levh’den de, kalemden de…! 

Harap gönül Hakkın nazargahıdır. 

Kırılmış, ikiyüz parça olmuş zavallı bir gönül yapmak, tamir etmek Cenab-ı Hak nazarında hacdan da, umreden de değerlidir. 

Hakkın defineleri harap gönüldedir. 

Harabelerde pek çok defineler gömülüdür. Kazandığın gönüllerin yardımı seninle beraber olursa kalbinden hikmet kaynaktan fışkırır, akar. 

İki dünya da bir gönül için yaratılmıştır. “

 

Gönül almak inancımızın da gereğidir . Hak ve Hakikat yolu gönülden geçmektedir. Bir gönülü incitmek inancımıza da elbette ters olup, Allah’ı c.c. ve Peygamberimizi (s.a.v) bilen ruhlar gönülleri kırmaktan, incitmekten, üzüntü vermekten büyük bir hassasiyetle sakınırlar .  Gönül yolunda yürüyenler karanlık bilmezler, karanlık vermezler, karanlıkta bırakmazlar … bunun için de azami hassasiyet gösterirler …

Yüce Rabbimiz,  bizleri rızasına erenlerden  eylesin .  Kırık gönüllerimizi  kendisine yar eylesin,   Kalbi kırıkları, muzdarip gönülleri incitmekten cümlemizi muhafaza eylesin, Gönlümüzü bir umman eyleyip yüce gönüllülerden eylesin , Cümlemizinde Hakkımızda en hayırlı olanları nasip eylesin, hayırsız olan herşeyden de uzak eylesin, biz bilmeyiz bilen Rabbimizdir rızasına uygun bir yaşantıyı bizlere nasip eylesin, rızasına uygun yaşayanları hayatımıza dahil eylesin,  sonunda ecel gelince de rızasını kazanmış olarak imanla Tevhidle son nefesimizi verip  huzuruna varabilmeyi nasip eylesin  İnşaALLAH.  Amin

 

Elnur KUL

 

aLLAH YETER HAREKETLİ ile ilgili görsel sonucu

 

 

“HAKK’IN DEFİNELERİ HARAP GÖNÜLLERDEDİR…”” üzerine 2 yorum

  1. Amin ecmain Inşaallah

    Ahh o ne ince nazenin bir mabeddir…
    Orada Yâr var Yaradan var…
    Bu yüzden hoş tutmak onarmak lazım…
    Gönül kabelerini tavaf etmek gerek…
    Bir yetimin başının oksamasinda…
    Bir mazlumun gozyasinda…
    Bir yoksulun fakirin ekmeginde…
    Bir aşığın sevdasında…

    Rabbim gönül kabesini tavaf eden kullarından eylesin inşaallah Amin

    Yüreğine Sağlık Yüreği Güzel Insan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir