İSVİÇRE YAKIN TARİHİNİN KARANLIK YÜZÜ

‘Verdigkinder’, İsviçre toplumu tarafından çok bilinmeyen bir kelime. Kavramsal olarak yeni olan bu kelimenin, kullanımı ve kökeni ise oldukça eskiye dayanıyor, günümüzde de Almanca konuşulan toplumlarda insanlara bir çağrışım yapmıyor. İsviçre Devleti’nde 1970’li yıllara kadar, durumu çocuklarına bakmaya müsait olmayan ya da bakmamak için boşanmak gibi kabul edilebilir bir gerekçe sunabilen, devlete borcu bulunan veya cezaevinde bulunan, genellikle de fakir ebeveynler, çocuklarını eğitim ve yaşam gibi temel ihtiyaçları için devlete teslim ediyorlardı.

Bu çocuklar, biyolojik anne ve babalarından, onları bir daha görmemek üzere ayrılıyorlardı. Aracı konumundaki devlet ise, çocukları genellikle iş gücüne ihtiyaç duyan çiftçilere veriyordu. 20. yüzyılın başlarında durum tahmin edebileceğimizden çok daha vahimdi. Aydınlanmayla birlikte özgürlükleri uğruna savaşan Avrupa’nın ortasında çocuklar, özel pazarlarda köle ticaretini aratmayacak bir biçimde satılıyordu.

Bu mesele, Türkiye’de de Evrensel Kültür adlı dergide yayınlanan, Sevim Akyürek’in ‘Heidi’nin Ayakları Neden Çıplaktı?’ başlığıyla kaleme aldığı yazıyla gündeme geldi. Doğrudan demokrasinin olduğu, insan hak ve hürriyetlerinin korunduğu İsviçre gibi bir ülkenin çok yakın tarihinde böyle karanlık, aydınlatılmamış, üstü örtülmüş ve örtülmeye de devam edilen sayfalarının bulunduğu gerçeği Türk yazar ve çizerleri hayretlere düşürmüş, yazı yayınlanır yayınlanmaz sosyal medyada büyük ilgi görmüştü. Konuyla ilgili detaylı bilgi almak isteyenleri ilk etapta bu yazıya, bu konuda daha ciddi okumalar yapmak isteyenleri de bu yazının içerisinde zikredilen, Verdingkind statüsünde bulunmuş olan İsviçrelilerin anı-hatıra kitaplarına havale ediyoruz.

Şu ana kadar bu konuyla ilgili ciddi araştırmalar yapılmış değil. Bununla birlikte, Bernli tarihçi Marco Lauenberger, Birinci Dünya Savaşı sırasında Bern Kantonu’ndaki çocukların yaklaşık yüzde 10’unun bu statüde olduğunu belirtiyor. 1960-1970 yıllarına kadar, herhangi bir ücret ödemeden çalıştırılan, baskı altına alınan, ailesiz büyüyen, hatta yeni edindikleri ailelerde tecavüze maruz kalan bu çocukların sayısı yüzbinlerle ifade ediliyor. Peki İsviçre bu meseleyle şimdiye kadar ne ölçüde yüzleşti? 12 Nisan 2013 tarihinde, dönemin Adalet Bakanı, şimdiki İsviçre Cumhurbaşkanı Simonetta Sommaruga İsviçre Hükümeti adına bu muameleye maruz kalmış tüm çocuklardan özür diledi.  Şimdiye kadar yapılmış resmi en büyük özür olarak tarihe geçen bu özrün yanında, Bern, Luzern, Thurgau ve Freiburg Kantonları da resmi olarak özür dilediler. Bunun yanında kayıtlara geçen resmi bir belge de, dönemin federal milletvekillerinden, şimdi de Zürih Kantonu Bakanlarından Jacqueline Fehr’in 31.05.2011 tarihli, Federal Hükümet’in (Bundesrat) cevaplaması üzerine verdiği soru önergesi. Bu soru önergesiyle beraber açılan tartışma ise başka zaman görüşülmek üzere ertelenmiş. Bu muameleye maruz kalan zamane çocukları ve insan hakları savunucusu gönülleri tarafından İsviçre’de de bir vakıf projesi hayata geçirilmiş. Guido Fluri Vakfı yaptığı kültürel faaliyetlerin yanında, siyasi bir adım atılması için de büyük çaba gösterdi. Bu bağlamda 19.12.2014 tarihinde 8 ay içinde toplanan 110.000 imzayla, yeni bir inisiyatif (Wiedergutmachungsinitiative) için İsviçre Federal Hükümetine başvuruda bulundu. İnisiyatif metninde sadece özür ve manevi destek değil, 500 milyon franklık bir tazminat da talep ediliyor.

26.05.2015, Zürich
Onur Fişek

İSVİÇRE YAKIN TARİHİNİN KARANLIK YÜZÜ” üzerine 6 yorum

  1. Sagolasin namekan biraz uzun ve yorucu olmus.. anlatmak istedigim batinin kendi cocuklarini bile sahip cikmazlen bizim musluman cocuklarini acimasini beklemek sacmalik.. ve enrensel insan.haklarinin savunuculari ve modernizmin kurucusu ulkelerin dustugu durum.. vijdansizlik had safhada bu hic bitmedi hala farkli metotlarla yasaniyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir