MUTHİŞ BİR SOHBET ESAD COŞAN EFENDİ KS

Hazret-i Ali (RA ve kerramallàhu vecheh) Efendimiz’den rivayet etmiş. Peygamber SAS Efendimiz şöyle buyuruyor:

RE. 504/7 (Ye’tî alen-nâsü zemânün) “İnsanların başına bir zaman gelecek ki; yâni devirler değişecek, asırlar geçecek, toplum değişikliklere uğrayacak, iyilikler azalacak, kötülükler çoğalacak… Ahir zamanda, dünyanın bozulmasına yakın zamanda olacak bunlar. Öyle bir zaman gelecek ki, (hemmühüm bütnuhüm) insanların bütün gayretleri, çalışmaları, çabalamaları mideleri, yâni karınlarını doyurmak olacak. Bütün gayretleri bu olacak, ne yiyelim diye düşünecekler.”

Halbuki eskiler böyle yapmazdı. Eskiler haram yememeğe çok dikkat ederlerdi, haram yemektense aç durmaya gayret ederlerdi. Hattâ helâl yiyecekleri bile azaltarak, orucu çok tutarak nefislerini ıslah etmeye dikkat ederlerdi.

Demek ki o devir geldiği zaman, insanların akılları, işleri, güçleri karınlarını doyurmak olacak. Ha babam, ye babam… Doyuncaya, patlayıncaya, tıksırıncaya kadar yemek…

Bütün gayretleri mideleri, karınları, işkembeleri olacak. (Ve şerafühüm metâuhüm) Şerefleri de sahib oldukları malları, mülkleri olacak. “Şu kadar evim var, şu kadar otomobilim var, şu kadar bilmem neyim var.” diye onunla öğünecekler. Halbuki onlar, İslâm’a göre doğrudan doğruya şeref sebebi değil; haramdan kazanılmış ise, aksine şerefsizlik sebebi ve insanın kötü insan olduğunun alâmeti olur. Malın çokluğuyla, azlığıyla değildir insanın şerefi, asâleti; dürüstlüğüyledir, güzel ahlâkıyladır, takvâsıyladır, ihlâsıyladır, topluma, insanlara yaptığı iyiliklerledir.

Ama toplum bozulunca, onların işleri güçleri maddiyat olduğu için, materyalist kişiler oldukları için, şerefleri ellerindeki eşyalar, mal mülk olduğu için, “Şu kadar yüzüğüm var, bu kadar pırlantam var, şu kadar otomobilim var, bu kadar malım var, mülküm var, köşküm var, Mercedesim var vs.” diye öğüneekler.

(Ve kıbletühüm nisâühüm) ‘”Ve kıbleleri de kadınları olacak.” Yâni müslüman dağbaşında, tarlada, bayırda, çayırda, seyahatte bile olsa, namaz kılacağı zaman, “Aman kıble ne tarafta?” diye araştırır. Mekke-i Mükereme tarafını bulup, Kâbe-i Müşerrefe kıblemiz olduğu için o tarafa döner. Ama o bozuk zamanın insanlarının kıblesi ne olacak buyuruyor Peygamber Efendimiz?..

Söyleyen güzel, nakleden güzel; sözler de acı da olsa haklı… Dost acı söyler, düşman güldürür.

(Kıbletühüm nisâühüm) O zamanın insanlarının kıbleleri karıları olacak. Yâni, kadının ağzına bakıyor, ne derse tamam… Gerdanlık isterim!.. Tamam… Bilezik isterim!.. Tamam… Pırlanta isterim, tamam… Güzlük isterim yazlık isterim!.. Tamam…

–Bunları nerden kazanacak?..

–Ne yaparsa yapsın, bana ne?.. Getirirse, getirir; getirmezse boşanırım, anamın babamın evine giderim. Ben arkadaşlarımın yanında mahcub oluyorum. Kıyafetim şöyle olacak, böyle olacak… Geçen nişanda, düğünde giydiğimi bir daha giymem!..

Bunları hep duyuyoruz. Bir tantana, bir şâşaa, bir debdebe… “Peki hanımcığım, olur efendim, derhal efendim!” diye, erkekler de hanımların ağzının içine bakıyor; haram mı istiyor, günah mı istiyor, yanlış mı istiyor, hiç itiraz yok…

Halbuki onları yönetecek ailenin reisi erkek… O dengeyi tavsiye edecek, ölçüyü tavsiye edecek, iktisadı tavsiye edecek, ahlâkı tavsiye edecek… Onları frenleyecek, yönlendirecek, Allah’ın rızası yönünde yönetecek. Sorumluluğu var… Ama o, kıbleye döner gibi yönünü hanımına çevirmiş, hanımı ne derse onu yapıyor. Hanımı dine aykırı, Allah’ın emrine aykırı, sünnet-i seniyyeye aykırı, ailenin bütçesine aykırı, akla mantığa, mâkul çizgilere aykırı, ölçüye aykırı, ölçüsüz, sınırsız kaprislerle, tavırlarla, yıkıcı isteklerle erkeği parmağında oynatıyor, avucunun içinde oynatıyor; günahlara sevkediyor, baştan çıkartıyor ve mahvediyor.

Öyle tipler var ki, hattâ bazıları av avlar gibi peşinden koşup, maalesef evli erkekleri bile baştan çıkartan, mahveden kimseler olabiliyor. Allah şerli olanların şerrinden cümlemizi korusun…

“Kıbleleri kadınları olacak. (Ve dînühüm derâhimühüm ve denânîruhüm) Dinleri de altın gümüş paraları, dinarları, dirhemleri olacak.” Dini imanı para deriz, bir insanın gözü başka bir şey görmüyorsa… Aklı fikri parada ise, arkadaşlık, ahbaplık, dürüstlük, kanun, insaf, merhamet, acıma diye bir şey yok… Adamın gözünü hırs bürümüş; para, para, para… İşte dinleri imanları, dinarları dirhemleri oluyor. Yâni aslında din, iman kalmamış oluyor, dünya hırsı gözlerini kaplamış oluyor.

(Ülâike şerrül-halk) İşte bu sıfatlarla, Peygamber SAS efendimiz’in çizdiği bu çizgilerle tasvir edilen kimseler; aklı fikri karınlarını doyurmak olan; övünçleri, şerefleri ellerindeki zenginlikler, mal mülk olan, takı, süs, zînet olan; kıbleleri kadınlar olan, dinleri imanları da para pul, dinar dirhem olan kimseler… “Bunlar Allah indinde mahlûkàtın en kötüleridir.” Çünkü İslâmî bütün değerlerden yoksun bunlar…

(Lâ halâka lehüm indallàh) “Allah indinde onların hiçbir kıymeti, değeri, nasîbi, mükâfâtı, ecri, sevabı olmayacak.” Tabii ahirette bu vurdum duymazlıklarının, günahkârlıklarının, sınır tanımazlıklarının, dinden imandan uzaklaşmalarının, ahlâksızlığa sapmalarının, yaptıkları kötü şeylerin mutlaka cezasını çekecekler.

Tabii aziz ve muhterem kardeşlerim, bu seferki okuduğumuz hadis-i şerifler, hepsi alfabetik sırayla sıralanmış olduğu için, (Ye’tî alen-nâsi zemânün) diye başlayan hadis-i şerifler geldi karşımıza… Biz de Peygamber Efendimiz’in asr-ı saadetine göre o ilerideki zamanda; yâni insanların bozulduğu, toplumların dejenere olduğu, artık kıyametin yaklaştığı zamanda neler olacağını öğrenmiş olduk. Bunlardan bizim çıkartacağımız hisseler nelerdir?..

Bu hadis-i şeriflerin ana fikrini anlamaya çalışmalıyız. Buna benzer durumlar varsa, tehlikeler varsa, çevremizde oluşmağa başlamışsa, kendimizi onlardan korumalı, Peygamber SAS’in tavsiye ettiği çizgiye gelmeliyiz.

Bir müslümanın aklının, fikrinin karnını doyurmak olmaması lâzım! Aklının, fikrinin Allah’ın rızasını kazanmak olması lâzım!.. (Hemmühüm bütnühüm) yerine, (hemmühüm tahsîli rıdà rabbihim) diyebiliriz. Yâni her mü’minin asıl gayreti, Allah’ın rızasını kazanmak olmalı…

(Şerafühüm metâühüm) “Şerefleri, öğünçleri, itibarları paralarındadır, mallarındadır.” cümlesinin karşılığı ne olmalı?.. (Şerafühüm ilmühüm ve irfânühüm ve ahlâkuhüm ve âdâbühüm) demek lâzım. Yâni insanın şerefi ahlâkıdır, ilmidir, irfanıdır.

(Kıbletühüm nisâühüm) “Kıbleleri hanımlarıdır.” cümlesinin karşılığı olarak; müslümanın kıblesi Kâbe-i Müşerrefe’dir. Sözünü dinlediği kaynak da Allah’ın kitabıdır, Peygamber Efendimiz’in tavsiyeleridir, dinimizin emirleridir.

Dinleri altın, gümüş parası, dinar, dirhem olan bu insanların karşısında müslümanın durumu ne olur?.. Müslümanın dini takvâya dayalı, ihlâsa dayalıdır. Cenâb-ı Hakk’ın bir gün huzuruna varıp da, bu dünya hayatındaki her şeyden hesap vereceği ahiret günün düşünür. Mâliki yevmid-dîn olan Allah’ın, bir gün kulları huzuruna çağırıp, onları mahkeme-i kübrâda muhakeme edeceğini düşünür ve dindarlığını hâlisâne yapar, ihlâsla yapar.

Böyle insanlar, aklı fikri Allah’ın rızasını kazanmak isteyen mübarekler; ilim, irfan, edeb, ahlâk sahibi insanlar, yapacakları işlerin neler olmasını, hanımlarını ağzına bakarak değil de, dinimizin emirlerine, Kur’an’a bakarak tesbit eder. Ahiret gününü, mahkeme-i kübrâyı düşünüp de, her işini Allah’ın emrine, yasağına, Peygamber Efendimiz’in sünnetine yapmağa çalışırlar.

Hazret-i Ali Efendimiz RA’ın rivayet ettiği hadis-i şerifleri çok seviyorum ve Hazret-i Ali Efendimiz’i çok seviyorum. Efendimiz’in bu hadis-i şerifi de Hazret-i Ali tarafından rivayet edilmiş. Hepimize herhalde çok şeyler hatırlatacak ve çok uyanıklığa sebep olacak. Yeni şevk ile inşaallah dînî yaşantımızı Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik tarzda düzenleyeceğiz.

Ramazan yaklaşıyor. Şa’ban ayının birinci haftası gitti; ikinci haftasının sonunda, Şa’banın ondördünü onbeşine bağlayan gece Berat Gecesidir, çok önemli bir gecedir. Kulların said mi, şakî mi olduğunun divanlara kaydedildiği, bir senelik işlerin, mukadderatın teferruatının semâ-yı dünyaya nüzûl ettiği bir gecedir.

Ondan sonra da mübarek Ramazan… O günleri, o geceleri, o mübarek Ramazan ayını düşünerek zâten kendimize bir çeki düzen vermemiz gerekiyordu. Üçaylar insanın gafletten uyanması, iyi müslüman olmaya yönelmesi mevsimiydi; ortasına gelmiş bulunuyoruz. Bu hadis-i şerifler de tam Şa’ban ayına ve mevsimin özelliğine uygun oldu.

Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi Şa’ban ayının feyzinden, bereketinden en yüksek derecede faydalananlardan eylesin… Bu ayıda güzel geçirip, Ramazana da erişip, Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin “Bin aydan daha hayırlıdır.” diye medhettiği Kadir Gecesine de isabet ederek ihyâ etmeyi nasib eylesin… Böylece bir ömür boyu çalışarak kazanılacak mânevî sevapları kazanmayı nasib eylesin…

Hàsılı sonuç olarak hüsnü hàtimeler ile ahirete göçüp, şu can emanetimizi Allah’ın sevdiği vech ile teslim edip, ahirete Allah’ın sevdiği kul olarak varmayı, cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı, Allah cümlemize nasib eylesin…

Allah hepinizden razı olsun… Yardımcı olsun hepinize, tevfikını refîk eylesin…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir