Nasihat

20121006_130811_mektubat_01

Ebu Abdullah b. Hafif  şöyle anlatır: Mısır’dan çıkıp Ebu Ali el-Ruzubarî’yi ziyaret etmek için, Ramle’ye gitmek istedim. Zâhid diye bilinen Mısırlı isa b. Yunus bana dedi ki: ‘Sur’da (Þam’da bir yerdir), bir genç ile bir ihtiyar vardı. ikisi murâkabe hali üzerinde bir araya gelmişlerdi. Eğer onlara gidersen onlardan istifade edersin!’ Bu söz üzerine aç ve susuz olduğum, belime bağlı bir bez ve omuzlarımda birşey olmadığı halde, Sur’a gittim, camiye girdiğimde kıbleye yönelmiş oturan iki şahıs gördüm. Kendilerine selâm verdim. Bana cevap vermediler.

ikinci, üçüncü defa selâmı tekrarladım. Yine selâmıma karşılık vermediler. Bunun üzerine, ‘Neden benim selâmımın cevabını vermiyorsunuz!’ dedim. Bunun üzerine, genç olanı, başını kaldırarak bana baktı ve şöyle dedi: ‘Ey Hafif’in oğlu! Dünya azdır. Azdan da ancak azı kalmıştır. O halde, azdan çoğu edin! Ey Hafif’in oğlu!

Senin meşguliyetin ne az imiş ki boşalıp bizimle birleşmeye vakit buldun?’ O bu sözüyle beni tesiri altına aldı! Sonra başını önüne eğerek murâkabeye daldı! Ben onların yanında öğle ve ikindiyi kılıncaya kadar kaldım. Dolayısıyla açlığım, susuzluğum ve yorgunluğum kalmadı.

ikindi zamanı olunca şöyle dedim: ‘Bana nasihat et!’ Bunun üzerine başını bana doğru çevirerek şöyle dedi: ‘Ey Hafif’in oğlu! Biz musibetzedeleriz. Bizde nasihat dili yoktur’. Böylece onların yanında üç gün kaldım. Ne yedim, ne içtim, ne uyudum. Onların da birşey yediğini veiçtiğini görmedim.

Üçüncü gün olunca kalbimden dedim ki: ‘Bunların ikisine yemin verdireyim ki bana nasihat etsinler! Umulur ki onların nasihatlarından faydalanırım!’ Bunun üzerine genç, başını kaldırıp bana şöyle dedi: ‘Ey Hafif’in oğlu! Görünüşü sana Allah’ı hatırlatan, heybeti kalbine düşen, diliyle değil, fiiliyle sana nasihat eden bir kimsenin arkadaşı ol! Selâm sana! Kalk! Bizden ayrıl!’

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir