TASAVVUF NEDİR…

 

 

Es Selamu Aleyküm ve Rahmetullah

Bu başlık altında Tasavvuf nedir ? konusunu bilenlerin anlayanların kaleminden aktaralım istedik. Cümlemizede faydalı olması dileklerimle .. . Tasavvufun içinde olan , Bir Allah (c.c) dostuna Mürid olmuş bir derviş/ ihvan istidatı nispetinde anlama, kavrama, uygulama kuvveti ve sevkine sahiptir Rabbimizin izni yardımı ile Pirimiz ve Mürşidimizin Nazar ve Himmetleriyle …İnsallah . Dünya hayatı gecici bir serap gibi ….zaman çok hızlı bir şekilde akıp gitmekte bunda Ahir Zaman olmasının da etkisi var tabi. Aslında zaman en kıymetli hazine değeri bilinmesi gereken .. Rabbimiz hakkımızda neyi takdir etmişse herkes onu yaşamakta ama unutmayalım ki Cüzzi irademiz ile yapılan seçimler kendimize aittir . Göz göre göre bir uçurumdan atlayıpta bu benim kaderimdi diyemeyiz .. o yüzden seçtiğimiz ve yürüdüğümüz yollar bizi Ahirette rahat ve mutlu kılacak cennet yolu Cemalullah yolu olmalıdır. Rabbim cümlemizede nasip eyleye inşallah .

Derviş Sorar ..!

Hak’ka nasıl kavuşacağız .?

Mürşid cevaplar ..!

– Ayrı mısınız ki ..?

Selam ve Dua İle  .

Elnur  KUL (Fecr)

***

“Tasavvuf Kur’an ahlâkıdır, Resûlullah’ın derunî ahval ve hâlâtı, şeriatın ince âdabıdır. Tasavvuf bencillik değil, diğerbinliktir, merhamettir, muhabbettir, hizmettir; laf ebeliği ve söz kalabalığı değil, samimiyet, ihlas ve hikmettir; kalp temizliği, irfan yüceliği ve amel-i sâlih üreticiliğidir; kıyl ü kâl değil, güzel haldir; taşa karşı gül, zehire karşı panzehirdir; gözlere nur, gönüllere sürurdur.

Tasavvuf deliyi velî yapar; taşkını uslu kılar; taş bağrı ısıtır, yumuşatır; merhametsizi rikkatli, katı kalpliyi gözü yaşlı eder; şaşkını, gafili zulümattan nura çıkarır; deryada çırpınanı sâhil-i selâmete ulaştırır; cahili eğitir, marifet hazinesi eder; çölü, çorağı irfan pınarlarıyla sular, yeşertir; çobanı sultanlaştırır; sığ bilgiliyi ummanlaştırır; kişiyi halka makbul ve mergup, Hakk’a mahbûb eder; topraktan yaratılan insanı nurlandırır, melekleştirir, Rahman’ın huzuruna layık eyler, iltifatına ulaştırır.

Tasavvufla samanlık seyran, daracık yerler âdeta meydan olur; tasavvufla gaflet ve körlük izale edilir, mü’minin basiret gözü açılır; dünya sevgisiyle harabe haline gelen kalpler, Allah aşkıyla mamur olur; mânevî zulmetler dağılır, insanın içi dışı pürnur olur; mü’mine bir zindan olan şu köhne cihan, gerçek bir gülistan haline gelir.

Tasavvuf, dinimizin özü ve gerçek anlamı; asıl gaye olan insân-ı kâmil olmanın yolu ve yöntemidir.

Özetle tasavvuf tüm devirlerde olduğu gibi hatta onlardan da fazla, yirminci yüzyılın şu stresli, sinirli, gerilimli, bunalımlı, şüpheci, aceleci, dertli, hasta ve bedbaht insanının da “nerede?” diye gece gündüz aradığı, yalan yanlış yerlerden sağlamaya çalıştığı gerçek mutluluğun ilahî yolu ve anahtarıdır.  ” (İslam Dergisi)

 

Tasavvufun gâyesi, (kulu) Cenâb-ı Hakkʼa olan bir dostluğa götürebilmek. Yani tasavvuf, îmânı kemâle erdirebilmek. Yani şerîati kemâle erdirebilmek. Şerîatin dışında bir şey yok. Şerîatin dışındaki her şey bâtıl. Havada uçarken görsen yine bâtıl, eğer şerîate uymuyorsa.

Tasavvuf; şerîati kemâle erdirmek, Allah Rasûlü ile her hususta beraber olabilme gayretidir. Yani hissiyatta, fikriyatta, hâl ve davranışta, ibadette, ahlâkta, muâmelâtta Oʼna benzeyebilme cehdidir tasavvuf.

Allah Rasûlüʼnün kalbî hayatından, gönül dokusundan hisseler almak, aynı Peygamber Efendimizʼin olduğu gibi rahmet üslûbuyla, bir îtidâl üzere yaşayabilmek.

Yine tasavvuf; Kurʼân ve Sünnetʼi kalbî derinlikle hissedip ihlâs, takvâ, muhabbet, mârifet, aşk ve vecd içinde hayatına tatbik edebilme gayreti.

Yine tasavvuf, Kurʼân, kâinat ve insanda sergilenen ilâhî azamet tecellîleri, ilâhî kudret nakışlarının tefekküründe derinleşerek mârifetullahʼta mesafe alabilmek. Yani Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilmek.

Kalben safâya erebilmek. İç âlemini şirk, küfür, nifak, riyâ, kibir, enâniyet, haset, ihtiras, cimrilik gibi menfilikten arındırmak; onu îman, tevhid, ihlâs, tevâzû, teslimiyet, tevekkül, rızâ, hiçlik, zühd, diğergâmlık, cömertlik, merhamet, hizmet, fedakârlık gibi güzel vasıflarla kemâle erdirmek.

Bunun son nefese kadar devam etmesi. Zira; “Tasavvuf, aslâ sulhü olmayan bir cenktir.” buyruluyor.

Hayatın med-cezirlerine takılmamak.

Yine kendi kurtuluşunu başkalarının kurtuluşuna hizmetten geçtiğinin şuuruna varabilmek.

Yani velhâsıl tasavvuf; takvâ, Cenâb-ı Hakʼla dost olabilmek, Allah Rasûlüʼnü aşk ile yakından tanıyabilmek, Oʼnun yüce karakter, şahsiyet ve ahlâkından nasip almak, dîni özüne ve rûhuna uygun bir tarzda, vecd içinde yaşayabilme gayretidir.

Cenâb-ı Hak -inşâallah- bu, bir dost olmayı, kendisiyle yahut Oʼnun… Tabi bu, Cenâb-ı Hakkʼın lûtfuyla olacak. Yani bunun gayretinde olabilmeyi Cenâb-ı Hak cümlemize ihsân eylesin, ikram eylesin.  (Amin )

Osman Nuri TOPBAŞ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir