“GÜZELLİK MEVLA’nın (c.c) Lütfudur NUR’un yansımasıdır EDEP ise kişinin GÖNÜL AYNASIDIR”

Hazret-i Ali -radiyallahu anh- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

“Akıllının dili kalbinde, ahmağın dili ağzındadır. Edep, aklın suretidir. Kötü edeple şeref olmaz. Cehaletten daha kötü hastalık yoktur. Akıl tam olunca söz eksik olur.”

Akıllı kimse kalbiyle konuşur, kalbiyle görüşür. Kalben söylenenleri duyar, bilir.

Hakikat yolundaki yakınlık kalbendir. Bu gönül yakınlığıdır, kalıp yakınlığı değildir. Bizim yolumuz Allah yoludur, kalp yoludur. Kalpten kalbe yol vardır ama kalıptan kalıba yoktur.

İnsanı insan yapan, onun her türlü faaliyetlerine mânâ kazandıran ve ilâhî emirler karşısında insanın yükümlülük ve sorumluluk altına girmesini sağlayan akıldır.

Akıllı insan kalbine dönüktür. Kalbiyle, kalbini nurlandırmakla, nefsin işgaliyetinden kurtarmakla meşguldür. Kalbini masivadan kurtarıp Hazret-i Allah’ı ve Resulullah’ı yerleştirirse o zaman imanı kemâle erer.

Âyet-i kerime’de:

“Allah hiç kimsenin göğsünde iki kalp yaratmamıştır.” buyuruluyor. (Ahzâb: 4)

Masiva insanı Hakk’tan uzaklaştırır. Bir kalpte Allah varsa masiva olmaz. O kalbe masiva girmişse Hazret-i Allah o kalpte tecelli etmez.

O’nun tecelli etmesi için kalp kilidinin açılması lâzım, kalp kulağının açılması lâzım, kalp gözünün açılması lâzım. İnsan ancak kalp vasıtasıyla hikmetle idrak edebilir. İlim, amel, ihlâs üzere bulunursa gitgide melekiyet sıfatına nail olur, aksi halde hayvânî melekeye iner. Beden bir binek, azalar nefer mesabesinde, kalp ise padişah hükmündedir.

Hadis-i şerif’te şöyle buyuruluyor:

“Kalp bir hükümdardır ve kalbin askerleri vardır. Eğer hükümdar bozulursa askerler de bozulur, iyi olursa askerler de iyi olur.” (C. Sağir)

Kalp bir melekût hazinesidir. Nurlandığı zaman nûru bütün uzuvlara dağılır, uzuvlardan sadır olan kötülüklerin kaynağı ise yine kalptir.

“Onların kalplerinde hastalık vardır.” (Bakara: 10)

Buyurulduğundan, kalp ıslahı çok mühimdir. Bütün azalar onun emrindedir.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

“Allah-u Teâlâ’yı zikir, kalp hastalıklarına şifâdır.” (Münâvî)

Kurtuluşun en güzel çaresi Allah-u Teâlâ ve Resul’ünü kalbe almak, zikrullah ile meşgul olmak, içteki düşmanları atmak ve muhabbet-i ilâhî’ye nâil olmaktır.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Nefsini temizleyen kurtulmuştur.” buyuruyor. (Şems: 9)

Nefsini günahlardan arındırıp takvâ ile terbiye eden, tekâmül ettirerek feyizlendiren kimseler ebedî saâdet ve selâmete namzet bulunmuştur. Bu da nefis derecelerini bilmek ve geçmekle mümkündür. Emmâre’den Levvâme’ye, oradan Mülhime, Mutmainne, Râdiye, Mardiye ve Sâfiye derecesine ulaşılacak ki bu hakikat husule gelsin.

“İyi bilin ki insanda bir et parçası vardır. O iyi olursa bütün ceset iyi olur, o bozulursa bütün ceset ifsat olur. O et parçası kalptir.” (Buhârî)

Kalp bir et parçası olmasına rağmen, içi ilâhidir. Allah’ı bilme ve sevme makamıdır. Kalbin büyük şânı ve fazileti bu özelliğindendir.

İrfan ehlinin kalbi, Allah-u Teâlâ’nın evidir, feyz ve keremin yeşerip geliştiği bir bahçedir. İlâhi güzelliği aksettiren bir ayna, O’nun ilim ve irfanının bir hazinesi, lütuf ve ihsanının bir denizidir.

Kalbin bu özelliğini bilen kişi, nefsini ve Allah’ını bilmesi için zikir ve ibadetlerle gönlünü temizler ve cilâlar. Böylece ilâhi güzelliğin aksetmesini sağlar.

İşte bundan sonradır ki kalp;

Allah-u Teâlâ’nın kudretini duyup güzelliğini seyreder.

Edep mevzusuna gelince;

Edep nedir?

Hazret-i Ali -kerremallahu veche- Efendimiz; “Edep, aklın suretidir.” buyurdular.

Aklın aynasıdır, yansımasıdır. Akıl ne durumdaysa hangi derecede ise edep o derecededir. Aklın derecesine göre edebe yansır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in bu hususta şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“İnsanların geçmiş peygamberlerden duyabildikleri (hikmetlerden) birisi de ‘Utanmazsan dilediğini yap.’ sözüdür.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2002)

Hazret-i Ali -radiyallahu anh- Efendimiz “Edebi akla, aklı kalbe” bağladı.

Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- Efendimiz;

“Edep, ilimden önce gelir!” buyurmuşlardır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmaktadırlar:

“Sizin en hayırlınız, ahlâkça en güzel olanınızdır.” (Buhârî)

“Haya ancak hayır ve iyilik getirir.” (Buhârî)

Yolumuz baştan başa edeptir. Edep, kulun kendisini Cenâb-ı Hakk’ın iradesine tâbi kılması, güzel ahlâklı olmasıdır.

Hem Hazret-i Allah’a karşı edepli, hem Resulullah’a(s.a.v) karşı edepli, hem de mürşide karşı edepli olmak yolun esaslarındandır.

Her zaman her yerde edepli, hayalı, ahlâklı olmaya çalışmalıdır…

Hazret-i Allah (c.c) bir kimseye lütfu ile yardım etmeyi murad ederse, onu bir mürebbiye sevkeder. O da ondan aşısını alır. O aşı ile ahlâk-ı zemimeleri giderir, ahlâk-ı hamideye sahip olur ve hep güzel mevye verir. Artık onun yabanilik vasfı kalmamıştır. Edep aşılanmış bir ağaca benzer. Aşısı tutarsa yabaniliği gider, eğilmeyi öğrenir. Artık onda asaletinde hükmü kalmadı, EDEP  kaldı.

(Hakikat )

“GÜZELLİK  Mevla’nın (c.c)  Lütfudur NUR’un yansımasıdır EDEP ise kişinin GÖNÜL AYNASIDIR “Hz.Mevlana

“GÜZELLİK MEVLA’nın (c.c) Lütfudur NUR’un yansımasıdır EDEP ise kişinin GÖNÜL AYNASIDIR”” üzerine 5 yorum

  1. Allah (c.c ) razi olsun. Tesekkur ederim namekan sizlerinde yuregine saglik. Rabbim cumlemizin kalbinede ilahi nurunu feyzini doldursun insallah. Amin

Elnur için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir