Hâl-i Harâbât

Sen gittiğinde hepsi yetim kaldı.
Duvarda mushâf, içimde ayet,
Yastıkta yanağımın çukuru
Denizi gözlerimin sonra
Annesiz günlerimden kalma

Seni Allah’a ısmarlayalı beri
Şu harap dergâhın ortasında
Tespihinden hüzün çeken
Cuma ağlağı bir evliya kaldı..
Şeyhi naz, müridi elem.!

İşte bu benim günahım,
Çatırdayan çocukluğumun
Sıcacık ekmeği yere düşürüşü,
Öpmesi sonra ekmeği
Allah’ı öper gibi, korkarak
Hâşâ denmez ki çocuklara
Değil mi anne

Ah!
Uzun siyah kirpiklerimin gölgesi
Sırtımdaki hırka kadar sökük
Hırkanın içindeki kalbim
Aminsiz dualar gibi kırık dökük

Bize bunu öğretmediler cân
Sus payı verilmiş bir hayatın
Hangi harfinden tutunsun kalbimiz
Sen şimdi kimsesizliğimden öp beni
Parmak aralarımdaki yetimliğimden
Saçlarıma saklanan incinmişliğimden

Hangi taş beni doğurdu da
Göğsümden kovup durdum böyle
Kalbime tüneyen tüm kuşları
Olsun, Allah büyük sevgilim
İbrahim’e kuşları gömdüren
İbrahim’in içine de gömer kuşları

Hânemi şen eşiğimi rûşen edenim
Sen hiç, bir peygambere iman edip
O peygamberin helâkına uğradın mı
Aşk budur işte sevgilim!
Nuh’un denizi gemiye almaması
Sonrası tufan
Sonrası Allah kerim..

Hâl-i Harâbât” üzerine 4 yorum

  1. Harabat ehli ”gönül ehli” saklar hazineyi ve gönül’den çıkan her kelam aşk ile dökülür dilden kalemden…Okuyana, ilmek ilmek dokuyana aşk olsun…Gönlüne bereket Palabras.

    1. Kelama bîhaber kalmayanların nazarıdır viraneyi hazine kılan. Gönlüne bereket olsun senin de Canan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir