Ah Mine’l-Aşk

Âh mine’l aşkı ve hâlâtihî,
Ahraka kalbî bi-harârâtihî.”

“Âh(lar olsun)! Hararetiyle kalbimi yakıp kavuran aşkın elinden ve onun (türlü) hâllerinden (çektiklerim)…”

Âh mine’l aşk “Âh aşkın elinden…” anlamına gelir.

Bu söz Arap edebiyatında meşhur bir ibaredir. Edebiyatımızda da Fatih Sultan Mehmet (ö. 1481, Avnî) ’in benzer kullanımına şahit oluyoruz:

“Âh min azmatin bi-gayr-i iyab,
Âh min hasretin ale’l-ahbab.”
[Muhammed Nur Doğan, Fatih (Avnî) Divanı ve Şerhi, (Metin, Nesre Çeviri ve Şerh) , Eminönü Belediyesi, 2004, s.250, 251]

Bu beyit de “Ah, dönüşü olmayan gidişten! Ah, dostlara hasret çekmekten!” anlamına gelmektedir.

Âh mine’l aşk “Ne gelmişse aşktan gelmiştir.” gibi bir anlamla sözü kısaca anlatmak için kullanılır.

Buradaki aşkı mecazi alabileceğimiz gibi, ilahi olarak da düşünebiliriz. O zaman “Cenab-ı Hakk’ın sevkiyle olmuştur.” şeklinde bir anlamla “Ne yapalım, takdir-i Huda!” deyip işin içinden çıkılmış olur.

Söz “Ah minel aşk ve minel garaib” veya “Ah minel aşk ve’l-garaip” (Ah, aşkın elinden ve garipliklerden) şeklinde de kullanılır.

Mine’l-aşk” sözü Şeyh Galip (ö. 1799)’in bir terci-i bent’inin vasıta beyti olarak (Âh mine’l aşkı ve hâlâtihî / Ahraka kalbî bi-harârâtihî) şeklinde geçmektedir. Bu terci-i bent altı bentten oluşmaktadır. Her bentte sekizer beyit (16 mısra) bulunmakta, her bendin ilk altı beyti hane beyti, son iki beyti ise vasıta beytidir. Vasıta beyti terci-i bentlerde dekrarlanır. Dolayısıyla Galip Dede’nin terci-i bendinde bu beyit altı kez tekrarlanmıştır.

Bahsi geçen terci-i bent Hazret-i Mevlana’nın bulunduğu yere atfen kaleme alınmıştır. Şeyh Galip Mevlevi’dir ve post-nişin olduktan sonra ölünceye kadar Galata Mevlevihanesi şeyhliği görevini ifa etmiştir.

“Ah” sözü gerek Osmanlı alfabesi ile gerekse Latin alfabesi yazımında “Allah” lafzının ilk ve son harfleridir…

Şeyh Galip’in altı bentlik terci-i bendinin ilk ve son bendiyle ikinci bendi şöyledir:

Terci-i bent

Terci-i Bend-i Beyt-i Şerif-i Meşhur li-Cenab-ı Hazret-i Pir

I
“Ey ruh-ı pâkinde ayân nûr-ı zât
Sînesi âyîne-i vech-i sıfât
Pertev-i hüsnünde nümâyan tamâm
Sırr-ı Hudâ mâ hasal-ı kâinat
Sen urıcak vakt-i semâ’ içre çarh
Şem’ine pervâne olur şeş cihât
Şevk ile cân tâzelenir ben desem
Nutk-ı safâ-bahşına rûhü’l-hayât
Pertev-i envârı cemâlin senin
Aşk ile verdi dü cihâna sebat
Doldu tecellî-i Hudâ’dan sivâ
Şems-i muhabbet edicek iltifât
Yandı o âteşle dil ü canımız
Etti cemâlin velî keşf-i simât
Âh mine’l aşkı ve hâlâtihî
Ahraka kalbî bi-harârâtihî.”

Bu bendi şu şekilde anlamlandırabiliriz:

“Ey tertemiz yanağında Cenab-ı Hakk’ın nurunun açıkça görüldüğü, göğsünde Cenab-ı Hakk’ın vechine dair sıfatların bulunduğu; senin güzellik ışıltında Huda’nın sırrı, kâinatın özü tastamam görülmektedir.”

“Sen semaa başlayıp da döndüğünde, altı cihet senin mumunun pervanesi olur. Ben, mutluluk veren konuşmanla, hayatın ruhuyla, coşku içinde canlar tazelenir desem, yeridir. Senin güzelliğinin nurlu ışıltısı iki cihanı aşk ile sabit kıldı.”

“Muhabbet güneşi, Şems’i iltifat edince Allah’tan gayrı olanlar Huda’nın tecellisiyle doldu. O ateşle gönlümüz ve canımız yandı, yüz güzelliğin her tarafı açıklığa kavuşturdu (Bilinmeyenleri bildirdi.).”

“Âh(lar olsun! )! Hararetiyle kalbimi yakıp kavuran aşkın elinden ve onun (türlü) hâllerinden (çektiklerim)…

selam ve dua ile yazı sorularla İslamiyet sitesinden alıntıdır. resim bize aittir.

Tablonun üstünde osmanlıca ve altında türkçe aşağıdaki beyit mevcuttur. resmin ve beyitin sizdeki yorumları elbetteki farklı olacaktır.

Vücudum müptelayı derdu hicran oldu sertapa
Bana ağlan-ki yarin asitanından cudayım ben

Acep mi gelse çeşmimden sirişkim böyle hûn ağlûd
Ciğerde bir olunmaz özge derde müptelayım ben.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir