Ana Sayfa » Tasavvuf » TEVEKKÜL MAKAMI …

TEVEKKÜL MAKAMI …

Hakk’a tevekkül kişinin irfanı kadardır. Kul ne kadar mârifete sahipse o düzeyde tevekkül sahibi olur. Cenậb-ı Hakk’ı gereğince bilen ve mârifeti tam olan kulun tevekkülü de tam olur. Tevekkülü tam olan kişi ise¸ işlerini havâle ettiği Allah’ı görürken kendini kaybeder ve ken­di tevekkülünün farkında bile olmaz. Tevekkülü zedeleyen her şey nefisten kaynaklanır. Tevekkülü eksik olan kişilerde nefsậnî duygular kabarmaya başlar. Tam bir tevekkül hâli ile kişi¸ nefsin tesir halkasından kurtulmuş olur.

Tevekkülün Üç Aşaması

Tevekkül üç aşamada incelenebilir:

  1. Avâm Mü’minlerin Tevekkülü: Bu durumda olan kişi kendisinde¸ kudret ve varlık görmez¸ ilâhî va’de güvenir ve tam bir teslîmiyet gösterir. Bu konuda Seriyyü’s-Sakatî (ö.257/870)¸”Tevekkül¸ günah­tan dönmek ve tâata yönelmek¸ zararı defetmek ve fayda sağlamak; kulun değil¸ sadece Allah’ın kuvvetiyle olduğunu bilerek kuvvet ve güçten sıyrılıp çıkmaktır.” der. Böylesi bir tevekkülle kişi¸ kader ve kazâya teslîm olur¸ ne kısmetin elinden kaçmasına¸ ne de ona isâbet etmesine aldırır. Dolayısıyla tevekkül¸ Allah’a hüsn-i zan¸ rızâ ve yakînin netîcesidir. Mü’min kulun tevekkülü¸ tecellî eden kaderin hükmüne teslîm olmak ve Allah’ın huzûrundaki kayıtsız şartsız teslîmiyet hâlidir.
  2. Havậssın/Seçkinlerin Tevekkülü:Tevekkülün ikinci aşaması; Allah’tan başka her şeyden yüz çevirip yalnız O’na yönelmek konusundaki tevekküldür. Ebû Abdullah-ı Kureşî tevekkülün bu aşamasını¸”Tevekkül¸ Allah’tan başka bir şeye sığınmamak ve başvurmamaktır.” diye tanımlar. Böylesi bir kul için yegậne gerçek¸ Allah’ın kendisine kậfî geleceğidir.  “Malâya’nîyi terketmek¸ kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.”[9] hadîsine göre kul başına ne gelirse gelsin¸ Allah’a tevekkül eder¸ O’na teslîm olur. O’ndan başka her şeyi terk eder. Her durumda O’na dayanır¸ yaptığı her işte O’na tevekkül eder. Yalnız O’ndan korkar. Kul Rabbinden başkasını görmez. Onun için dünyada O’ndan başkası yoktur. Mülk yalnız O’nundur.
  3. Havậssü’l-Havậssın/Seçkinlerin Seçkini Olanların Tevekkülü:Tevekkülün bu üçüncü aşaması ise kişinin hiçlik halindeki tevekkülüdür. Bu aşamada kişi tevekkülden de kaçmalıdır. Çünkü tevekkül makâmında bulunmaya da güvenmemek gerekir. Kul tevekkül ettiği zaman¸ tevekkülüne bakıp onun kendisi için yeterli¸ kendisini âfiyette kılıcı veya koruyucu olarak düşünmemelidir.

İmam Gazalî (ö. 505-1111) ise aşkın Nebevî rûha ulaşmada katedilen tevekkül evrelerini şu şekilde sıralamaktadır:

  1.   Tevekkülün en alt aşaması¸ kendi kendine yeter bir kişilik yanılgısıdır: Kişi¸ Allah’ı¸ güvenir ; işlerini ona havale eder.
  2. Tevekkülün bir sonraki aşamasını tanımlamak için Gazali¸ psikolojik köklerini de açıklamak amacıyla çocuğun annesiyle ilişkisi analojisini kullanır: Kişi sadece annesini tanıyan ve ne zaman bir tehlikeyle karşılaşsa ondan destek alan küçük bir çocuk gibidir.
  3. Tevekkülün son ve en yüksek mertebesi insânî gelişim çemberinin iki ucunu temsil eden bebek ve ceset analojisi üzerine kurulur. “Allah’ın huzûrunda ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi ol”. Nerede olursa olsun annesinin gelip onu bulacağını bilen çocuk gibidir. Annesinin memesini emmek istemese de annesi onu emzirecektir. Böylesi biri Allah’ın rahmet ve inâyetine güvendikçe isteklerinden vazgeçer ve istemediğinde istediğinden fazlasını alacağını bilir. .[10]

Câhidî Ahmed Efendi (ö.1070-1660) de tevekkülü şu üç mertebede açıklamaktadır:

Birinci mertebe; Cenâb-ı Hakk’a tevekkül etmektir. Bu mertebede kişi¸ mutlaka sebeplere sarılarak tevekkülünü yapmalıdır. Zira avâm için sebepler önemlidir.

İkinci mertebe; insanlardan ümit kesip sırf Allah’a dayanmaktır. Bu mertebede kişinin sebeplere sarılmasına gerek yoktur.

Üçüncü mertebe; tevekkülünü görmemektir. Kişinin Allah’ı Rab¸ kendini de kul olarak görmesi ve her şeyi Allah’a havâle etmesidir.[12]

Dikkat edilirse¸ ikinci ve üçüncü mertebelerde¸ sâlikin tevekkülünün daha farklı olması gerektiğini söylenmektedir. Bu mertebelerde¸ insanlardan ümidini tamamen kesilmeli¸ maddî sebeplere sarılmalar bırakılarak sırf Allah’a tevekkül edilmelidir. Hatta mü’min kendi tevekkülünü bile aşmalı ve onun da farkında olmamalıdır. Esasen tevekkül¸ bir şuur hâlinin meydana gelmesidir. Ancak bu şuur hâli¸ fiilin yerine aslâ geçmemelidir. Kul¸ yapması gerekeni mutlakâ yapmalıdır. Çünkü tevekkülde fiil ve amel inkậrı yoktur. Aksine¸ sınırsız bir kuvvetten beslendiği inancı¸ kulu fiili terk etmeye değil¸ fiilde kararlı ve gayretli olmaya sevk eder. Böyle bir şuur¸ insanı ciddi anlamda bir zenginliğe ve atılım gücüne ulaştırır.

“Sen talebi terk etsende kısmetin seni terk etmez ” Gavsul Azam Şeyh Abdulkadir Geylani Hz. 

“Ey oğulcuğum! Dünya derin bir denize benzer. O denizde boğulan insanlar çoktur. Bu denizde senin gemin takv⸠rotan ise Allah ‘a tevekkül olsun. İşte bu suretle kurtuluşa erebilirsin.”          Hz Lokman

 

[9] Tirmizî¸ Zühd¸ 2317¸2318; İbnu Mace¸ Fiten¸ 3976¸ İmam Malik¸ Muvatta¸ Güzel Ahlak¸ 3.

[10] İmam Gazali¸ İhya Ulumi’d-Din¸ Daru’l Cil¸ Beyrut 1992:VI/137-138.

[12] Câhidî¸ Süleymaniye Kütüphanesi¸ İbrahim Efendi Bölümü¸ no: 350¸ vr. 113b.

Kadir Özköse, ‘Allah’a Güven Duygusunun Zirvesi: Tevekkül Makamı’, Somuncu Baba, Sayı: 157, s.26-30.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir